İKSV 28. İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ
- Serli Seta Nişanyan

- 10 Eki 2024
- 2 dakikada okunur
İKSV 28. İstanbul Tiyatro Festivali 5 uluslararası gösteri ve yeni tiyatro sezonuna yön verecek 14 yerli yapımla 22 Ekim-19 Kasım 2024’te sizlerle.

İstanbul Tiyatro Festivali, Işıl Kasapoğlu’nun ardından Mehmet Birkiye’nin küratörlük döneminin ilk yılında tiyatroseverlerin huzuruna çıkıyor. Kent Oyuncuları geleneğinin önemli temsilcilerinden, hem oyuncu hem yönetmen kimliğiyle çok sayıda tiyatro ödülüyle onurlandırılan Mehmet Birkiye, uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bünyesinde çalıştı. Kurucusu olduğu İstanbul Aydın Üniversitesi Drama ve Oyunculuk Bölümü’nde akademik alana önemli katkılar sunmaya ve üretken bir tiyatrocu olmaya devam ediyor.
Dünya tiyatrosunun çarpıcı örneklerini İstanbul’da ağırlamaya devam eden festivalde bu yıl sıradışı Shakespeare yorumları öne çıkıyor. Almanya, Romanya ve Sırbistan’dan konuklar arasında festivale her gelişi büyük heyecan yaratan, Thomas Ostermeier’in yönetimindeki Schaubühne Berlin; festival izleyicisinin yine geçmiş yıllardan hatırlayacağı bir başka büyük yönetmen Declan Donnellan ile Marin Sorescu Ulusal Tiyatrosu ve estetik olduğu kadar kışkırtıcı rejileriyle Avrupa’dan Amerika’ya farklı izleyici kitlelerini derinden etkilemeyi başarmış Nikita Milivojević ile Sırbistan Ulusal Tiyatrosu yer alıyor.

Dünyanın en köklü tiyatrosu olarak kabul edilen Comédie-Française ilk Türkiye ziyaretini, Avignon Festivali’nin direktörü Tiago Rodrigues’in yönettiği Hekabe, Hekabe Değil ile 28. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapıyor. Ayrıca festival, Japonya-Türkiye diplomatik ilişkilerinin 100. yılında Japonya’nın evrensel kültür mirasına en çarpıcı hediyelerinden butoh dansının büyük ustası Ushio Amagatsu’yu, topluluğu Sankai Juku ile ilk defa Türkiye’de ağırlıyor.
Yerli program, günümüz tiyatrosuna farklı soluklar getireceğine inandığımız yeni yapımlardan bir seçkiye yer veriyor; izleyiciyle buluşturmaktan gurur duyduğumuz genç kuşak tiyatroculara alan açarken tiyatroda yeni arayışların peşine düşüyor. Ebru Nihan Celkan, Nagehan Gürkan, Michael Önder, Selin Şenköken, Tuğçe Ulugün Tuna, Elif Temuçin, Halil Babür, Güray Dinçol, Yiğit Sertdemir, Ümit Erlim Başak, Kıvılcım Ertanoğlu, Metin Belgin ve Şahika Tekand’ın imzalarını taşıyan yapımlar prömiyerlerini festivalde yaparak ilk olarak festival izleyicisinin beğenisine sunuluyor.
Işıl Kasapoğlu’nun festivale kazandırdığı Istanbul Mon Amour serisi bu yıl, izleyiciyi yine İstanbulla özdeşleşen mekânlarda günübirlik ve tekrarı olmayan bir tiyatro gezisine çıkarıyor. Bu yılın Istanbul Mon Amour’u, Kasapoğlu’ndan görevi devralan Mehmet Birkiye’nin yönetiminde, Özen Yula, Levent Tülek ve Kerem Kurdoğlu’nun kaleminden hikâyelerin izinden gidiyor.
Festivalin Yeni Arayışlar adını verdiğimiz yeni bölümünün ilk yılında, metinleri ele alış ve sahneleme yöntemleri açısından fark yaratan üç yapımı İKSV Genç Sanatçı Fonu’yla destekleyerek izleyiciyle buluşturacak olmaktan da mutluluk duyuyoruz.
KÜRATÖRDEN
Tragedya kahramanı bağırır çağırır, yıkar, öldürür, yani yoldan çıkar. Niyeti ne kadar ulvi ya da ne kadar insan olmanın zorunlu sonucu olsa da, sonunda cezasını hayatı ile öder. Kahramanın ölümünün farklı yorumlarını tiyatro eleştirmenlerine bıraksak da bu ölümün hep yararlı bir sona ulaştığını gözden kaçıramayız. Bozulan düzen yeniden sağlanır. Kahraman toplum düzeni için verilen bir kurbandır. Bu kurban –bence çok akıllıca– hep üst sınıflardan seçilir; siz yaptınız siz düzeltin efendim!
Uzun bir süre böyle idare etmeyi başardık ancak 19. yüzyıldan başlayan ve günümüzde de devam eden, bir başka tür kahraman gelişti. Ayakkabısına taş girmiş kahramanlar diyorum ben böylelerine. Müziç bir taş. Ne taşı çıkarabiliyorlar ne de ileri doğru yürümekten –sürünmek de denebilir– vaz geçebiliyorlar. Çağları ile birlikte erozyona uğrayarak sürükleniyorlar.
Bu küçük rahatsızlık zaman ilerledikçe dayanılmaz bir acıya doğru evriliyor.
Çok genel anlamda 28. İstanbul Tiyatro Festivali’nin temel yaklaşımlarından biri, belki de birincisi. Bu iki tür kahramanı bir arada sergileyerek, hangi ortak zemini paylaştıklarına, nerelerde birbirlerine uzak düştüklerine, nerede birbirlerine karşı geldiklerine dair seyirciyi bir keşif yolculuğuna çıkarmak.
Mehmet Birkiye
.png)




Yorumlar