top of page

Neden Herkes Koşuyor Ama Kimse Varamıyor?

  • 27 Haz
  • 3 dakikada okunur

Bugünün şehirleri artık sadece yaşanılan yerler değil; aynı zamanda insan zihnini sürekli şekillendiren bir akış haline geldi. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar için hayat, görünmez bir hızın içine çekilmiş durumda. Müthiş hızlı ilerleyen bir zaman tünelinde ilerlerken, dışarıdan seyredilen hayatlar hayranlık uyandırmaya devam ediyor.


Birinin sosyal medya hesabını incelerken ya da bir cafede sessiz bir köşede etrafı gözlerken her şey “hareket” halinde gibi geliyor değil mi? Çalışan insanlar, okula geciken çocuklar, telefonda yüksek sesle konuşanlar... Sürekli dolu takvimler, bitmeyen planlar, yetişilmesi gereken işler… Ancak bu hareketin içinde çok daha sessiz bir gerçek var: ilerleme eksikliği.


Birçok insan günün sonunda şunu hissediyor: “Bugün çok yoğundum ama aslında hiçbir şey ilerlemedi.” Tuhaf bir tamamlanamama durumu, bitirememe bıkkınlığı ve hiç birşeye yetişememe üzüntüsü. Hep bir yarım kalmışlık, hep bir olmama hali. Ne oldu bize de, biz bunları hisseder olduk? Bu bir tembellik problemi değil. Aksine çoğu zaman tam tersi: aşırı meşguliyet.


Şehirler neden böyle hissettiriyor?


Modern şehirlerin ritmi, insan zihnini tek bir şeye odaklanmak yerine, sürekli bölmeye yönelik tasarlanmış gibi. Kornalar, nereden geldiği belli olmayan bir uğultu... Diğer yandan telefon bildirimleri, sosyal medya akışı, iş talepleri, sosyal beklentiler ve kişisel hedefler aynı anda zihne yükleniyor. Neler oluyor bize böyle? Neden koşarken bir yere varamıyoruz? Varacağımız yeri biliyor muyuz? Bildiğimiz şeylere varmak, zaten varılmış olduğu anlamına gelmez mi? Yoksa nereden bileceğiz oraya varmak istediğimizi?


Sonuç olarak: Dikkatimiz sürekli bölünüyor, önceliklerimiz bulanıklaşıyor, enerjimiz dağınık bir şekilde ordan oraya harcanıyor, üstelik kendi ellerimizle. Üstelik anlamını bilmediğimiz, bize ne katacağını düşünmediğimiz masalarda, sohbetlerde, ortamlarda yitip gidiyor.


Bu noktada problem artık “ne yapacağım?” değil, “hangi birini yapacağım?” haline geliyor.


Asıl sorun: Yoğunluk değil, netlik eksikliği


Sizce de asıl sorun yoğunluk mu? Netlik mi? Bence artık kimse net değil. İnsanlar sanki net olmaktan korkar oldu. Net olsa, ama işler o inandığı netlik doğrultusunda ilerlemese sanki yalancı olacak. Sanki inandığı herşey yok olacak. Sanki öyle bir olacak ki, net olmamalı, "akışında yaşamalı" laflarının ardına sığınmalı. Ne için? Daha mutlu olmak için! Ya da yarım kalmışlığını, kursağında birikmişliğini, hevesinin defalarca kırılmışlığını adlandırmadan bahanelerini yaratmış olmalı.


Ah biz insanlar... İnsanlar genellikle zaman yönetimi problemi yaşadığını düşünür, sen de düşünüyor musun? Ben çok düşünürüm. Oysa çoğu durumda sorun zaman değil ki, netliktir.


Netlik olmadığında: Her şey önemli görünür, her şey bir potansiyeldir. Her şey bir alternatiftir. Her şey, her şeyin yerini ikame edecek "şey"dir. Hiçbir şey gerçekten bitmez mesela, hep bir olasılık vardır. Net değildir bitiş, o yüzden belki de hiç birşey bitmemiştir, kimbilir. Bittiyse de sürekli başlanabilme ihtimali vardır, sürekli başlandığı için de biten bir şey yoktur. Bu yüzdendir günlerin hep dolu geçmezi ama hayatın boş ilerlemesi.



“Trend yaşam” tuzağı


Gelelim trend olmaya, trend olanların peşinden koşmaya. Bugünün trendleri aslında bize şunu öğretiyor: Aynı anda çok şey yapmalısın, sürekli üretken görünmelisin, durursan geride kalırsın. En iyisi sen olmalısın, en çok gezen de olursan şahanesin. Bunun peşinden koşmak da baya yorucu. Seyrederken etkileyici görünse de içeride sessiz bir yorgunluk nedeni. Tükenmişliğin diğer adı. Manevi olarak ayrı, maddi olarak ayrı.


Küçük bir tüyo, aslında insan zihni aynı anda çok şeye odaklanmak için değil, tek bir şeye derinleşmek için tasarlanmıştır. Yani ben de dahil olmak üzere, çok şeyle uğraşmak çok da sağlıklı değil. Ama ana işinizi, merakınızı ya da hayatınızın merkezini besleyecek ve dengede kalmanıza yani sizi merkezinizle, çekirdeğinizle hizalayacaksa bilinçli bir merakla ilgilenmeye, öğrenmeye, paylaşmaya devam edin. Ama bazı şeyler size kalsın. Özel olsun. Ruh teşhirciliğine de girmeyin. Öyle soyulmuş soğan gibi ruhunuzu sergilemeyin herkese.


Basit ama unutulan gerçek


İlerleme, yoğunlukla değil; sadelikle oluşur. Az olmak, çokluktur. Çoklukta kirlilik vardır. Bulanıklaşır berrak sular. Sadelik, asalettir. Netlik de iyidir, neyi yapmayacağını bilmek, odağı koruyabilmek iyidir. Bunun için de gereksiz yükleri azaltmak gerekir. Bazen eş, dost, akraba ve bazen de eşyalar, hayaller, hedefler. Bu yüzden çoğu insan daha çok çalıştıkça değil, daha çok sadeleştirdikçe hayatını ilerler.


Netlik, sadelik iyidir. Tavsiye edilir. Hayatınızdan azalatacağınız şeylerin de listesini yapın, görün bakın neler neler birikmiş zihninizin o kuytu köşelerinde.


Sevgiyle kalın

Serli


Yorumlar


bottom of page