top of page

ŞEHİRDE NELER OLUYOR?

Ekran Resmi 2026-09-29 13.56.05.png
KÜLTÜR & SANAT
Gemini_Generated_Image_o6v2v2o6v2v2o6v2.jpeg
ŞEHRİN NOKTALARI
WhatsApp Image 2024-09-17 at 20_edited.jpg
MEKANLAR & AZICIK GURME

SERLİ KAFASI

Serli Seta Nişanyan
 

KÜLTÜR & SANAT

ŞEHRİN İNSANLARI

image.png

Yalkin Tuychiev (Yolqin Toʻychiyev), çağdaş Özbek sinemasının uluslararası alanda en çok tanınan ve saygı gören yönetmen, senarist ve yapımcılarından biridir. İnsan ruhunun derinliklerini, toplumsal dönüşümleri ve bireyin tarihsel süreçlerle imtihanını ele aldığı özgün yapımlarıyla tanınan sanatçı, geleneksel Doğu kültürünü modern ve evrensel bir sinematografik dille harmanlar. Özellikle 1920'lerin çalkantılı dönemini ve kadınların toplumsal konumunu konu alan, ülkesinin Oscar adayı da olan uluslararası ödüllü Farida'nın İki Bin Şarkısı (2020) gibi güçlü eserleriyle Orta Asya sinemasının sınırlarını aşan öncü bir sinema insanıdır.

image.png
image.png

Muazzez İlmiye Çığ (20 Haziran 1914 - 17 Kasım 2024), Sümeroloji alanında dünya çapında üne sahip, Türkiye'nin ilk kadın sümeroloğu ve Cumhuriyet dönemi aydınlarının en önemli sembollerinden biridir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hititoloji ve Sümeroloji bölümünden mezun olduktan sonra uzun yıllar İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde uzman olarak çalışan Çığ, müzede bulunduğu süre zarfında binlerce çivi yazılı tableti büyük bir titizlikle temizlemiş, sınıflandırmış ve deşifre ederek dünya bilim dünyasına kazandırmıştır. Ayrıca, ilgi çeken yaklaşımları, popüler tarih ve çocuk kitaplarıyla tanınan Çığ, bilimi halkla sevdiren önemli isimlerdendi. Kadın hakları ve laiklik ilkelerinin güçlü bir savunucusu olan Muazzez İlmiye Çığ, 110 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.

İoanna Kuçuradi (4 Ekim 1936 - 2 Ekim 2026), Türkiye'de felsefe disiplininin kurumsallaşmasında ve özellikle etik (ahlak felsefesi) alanının gelişmesinde öncülük eden önemli bir çağdaş filozoflarımızdandı. İstanbul'da 1936'da doğan Kuçuradi, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirmiş, akademik kariyeri boyunca insan hakları felsefesi alanında uzmanlaşarak önemli çalışmalar da bulunmuştur. Türkiye Felsefe Kurumu'nun (TFK) başkanlığını yürüten ve Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu'nun (FISP) da başkanlığını yapan ilk kadın filozof olan Kuçuradi, felsefenin teorik bir alan olmadığını savunan önemli bir kimlikti.

image.png

László Krasznahorkai, çağdaş Macar edebiyatının ve dünya sinemasının en önemli, vizyoner yazarlarından biridir. 1954 yılında Gyula'da doğan yazar, karmaşık, hipnotik cümle yapıları, kıyamet sonrasını ya da çöküşü anlatan kasvetli atmosferleri ve felsefi derinliğiyle tanınır. Eserlerinde genellikle umutsuzluk, melankoli, insan doğasının karanlık yönleri ve toplumsal çözülme gibi temaları işler. Uluslararası ününü büyük ölçüde, sinemacı Béla Tarr ile gerçekleştirdiği efsanevi iş birliklerine borçludur; Tarr'ın yönettiği ve sinema tarihyapıtları arasında yer alan Sátántangó (Şeytan Tango) ve Werckmeister Harmonies gibi filmlerin senaryoları Krasznahorkai'nin romanlarından uyarlanmıştır. 2015 yılında edebiyat dünyasının en prestijli uluslararası ödüllerinden biri olan Man Booker Uluslararası Ödülü'nü kazanarak dâhice kalemini küresel çapta taçlandırmıştır. 2023 yılında ise edebiyatın en büyük onurlarından biri kabul edilen Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.

image.png

Dame Esther Rantzen

Dame Esther Rantzen, BBC'nin ikonik tüketici hakları programı That's Life! ile tanınan, çığır açan bir İngiliz televizyon figürü ve hayırseverdir. 30 Eylül 2026'da 86 yaşında vefat eden Rantzen, yaşamının son dönemini destekli ölüm hakkı kampanyalarına adadı. Televizyon kariyerinin ötesinde, istismara uğrayan çocuklar için 1986'da kurduğu küresel model Childline hattını ve yaşlıların yalnızlığıyla mücadele eden The Silver Line vakfını hayata geçirdi. Topluma sunduğu bu benzersiz katkılar sayesinde OBE ve CBE nişanlarının yanı sıra, 2015 yılında Dame unvanıyla onurlandırıldı ve arkasında milyonlarca insanın hayatına dokunan güçlü bir toplumsal miras bıraktı.

Gemini_Generated_Image_46voae46voae46vo.png

Ara GÜLER

image.png

Bernard
VERLEY

Gemini_Generated_Image_qww278qww278qww2_

Necla FEROĞLU

Ara Güler, şehrin sadece dış görünüşünü değil, insanının yüzündeki kederi, neşeyi ve umudu belgeleyen, İstanbul'un gerçek sahibi ve yaşayan hafızasıdır. Dünya Çapında Bir Vizör: Sadece İstanbul'u değil, dünya çapındaki önemli sanatçıları ve siyasi liderleri fotoğraflayarak, objektifini evrensel bir sanat diline dönüştürmüştür. Siyah-Beyazın Şairi: Renklerin gürültüsüne ihtiyaç duymadan, ışık ve gölgenin diliyle şehre dair şiirsel bir anlatı kurmuştur; onun fotoğrafları dilsiz birer hikaye anlatıcısıdır. Bir Zanaatkarın Titizliği: Fotoğrafı sadece bir anı dondurmak değil, bir "durum"u kavramak olarak tanımlamış; bir fotoğrafçıdan ziyade bir fotoğraf sanatçısı ve gözlemci olarak anılmayı tercih etmiştir. Sokakların Tanığı: İstanbul'un arka sokaklarını, Karaköy'ün eski liman dokusunu ve şehrin unutulmaya yüz tutmuş gündelik anlarını, insani bir sıcaklıkla ölümsüzleştirmiştir. Kültürel Bir Köprü: Hem yerel değerleri evrensel bir sanat kalitesine taşıyarak hem de dünya sanatını İstanbul ile buluşturarak, kültürlerarası bir köprü vazifesi görmüştür. Arşivci ve Belgeleyici: Fotoğrafçılığı bir gazetecilik ciddiyetiyle icra etmiş, her karesini şehrin değişen yüzüne karşı tutulmuş bir ayna gibi tasarlamıştır. Eserleri, bugün modern İstanbul'da yaşayanlar için geçmişe açılan en net pencere, şehrin tarihine vurulmuş en estetik mühürdür. Minimalist Estetik: Onun karelerinde hiçbir zaman gereksiz bir detay veya gürültü yoktur; o, fotoğrafın özüne, yani insana ve mekana odaklanan minimalist bir zarafeti savunur. Eserleri ile yaşayacak olan Ara Güler için İstanbul bir başkadır. Şehir ne kadar modernleşirse modernleşsin, Ara Güler'in çektiği o karelerdeki İstanbul, ruhunu ve o kadim hüzünlü güzelliğini her daim korumaya devam edecek.

Bernard Verley (1939–2026), altmış yılı aşkın sanat hayatı boyunca Fransız sineması, tiyatrosu ve televizyonunda derin izler bırakmış usta bir oyuncu ve yapımcıdır. Lille Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki eğitiminin ardından Paris’e geçerek efsanevi Ulusal Halk Tiyatrosu’na (TNP) katılan Verley, sinema kariyerine 1960’ların başında adım atmış, karizmatik duruşu ve güçlü yeteneğiyle kısa sürede dönemin büyük yönetmenlerinin dikkaitni çekmiş ve dönemin önemli filmlerinde yer almış. Sinema tarihindeki en ikonik performansını Éric Rohmer’in L'Amour l'après-midi (1972) filmindeki başrolüyle sergilemiş olan Verley, kariyeri boyunca Luis Buñuel'in The Milky Way (1969) ve Patrice Chéreau’nun Queen Margot (1994) gibi başyapıtlarında önemli roller üstlenmiş, 1970'lerin ortalarında ise oyunculuğa ara vererek yaklaşık dokuz yıl boyunca kendisini tamamen film yapımcılığına adamış önemli bir Fransız sanatçıdır. 1990’larda sinemaya oyuncu olarak güçlü bir dönüş yapan Verley, modern dönemde de seçkin projelerde yer alarak genç nesil sinemaseverlerin hafızasında yer edinmiş çok yönlü bir sanatçıdır. Özellikle François Ozon’un Katolik Kilisesi'ndeki skandalları sarsıcı bir dille ele alan ödüllü yapımı Grâce à Dieu (Yüzleşme - 2019) filmindeki Peder Preynat rolüyle son yıllarda büyük ses getirdi. Usta aktör, 87. yaş gününe sadece bir hafta kala 27 Eylül 2026 tarihinde 86 yaşında hayata gözlerini yummuş, vefatından hemen sonra vizyona giren Ni vue, ni connue filmindeki performansı, sinema dünyasına bıraktığı son hatıra ve görkemli kariyerinin vedası oldu.

Necla Feroğlu, sanat ve edebiyat dünyasının içerisinde, şehrin kültürel dokusunu derinlemesine hisseden ve yaşatan bir isimdir. Ünlü yazarların editörlüğünü üstlenmiş, edebiyatın mutfağında yıllarca kıymetli eserlerin şekillenmesine katkıda bulunmuştur. Yazarlık atölyelerinde eğitmenlik yaparak, kalemine güvenen yeni kuşak yazarlara yol göstermekte ve onların hikayelerini bulmalarına rehberlik etmektedir. Bir moderatör olarak, edebiyat söyleşilerinde ve kültürel etkinliklerde derinlikli tartışmaların öncülüğünü yapmaktadır. İstanbul'un tarihsel ve edebi derinliğini kavramış, bu birikimi hem editörlük vizyonuna hem de eğitmenlik kariyerine yansıtmıştır. Şehrin sakinleri, sokakları ve tarihi dokusu, onun gözlemciliğinin ve hem yazar hem de eğitimci kimliğinin ana kaynağını oluşturur. Modern dünyada unutulmaya yüz tutmuş zarafeti, moderatörlük tarzında ve atölyelerindeki nezaketli iletişiminde korumaya özen gösterir. Toplumsal bir önder olarak, İstanbul'un kültürel hafızasına sahip çıkmak ve bu hafızayı yeni kuşak yazarlara aktarmak için çalışmalar yürütür. Kütüphanesi ve çalışma ortamı, editörlük birikiminin ve edebi tutkusunun bir yansımasıdır; burası onun için şehre dair hikayelerin pişirildiği özel bir sığınaktır.

Gemini_Generated_Image_alcfdsalcfdsalcf.png

Cenk
TAŞKAN

Ekran Resmi 2026-06-04 15.02.11.png

Süleyman Saim       
         TEKCAN

20210314233904709.jpg

Ahmet
GÜNEŞTEKİN

Gemini_Generated_Image_iuog5fiuog5fiuog.png

Sunay AKIN

Cenk Taşkan, Türk pop müziğinin altın çağında besteleri ve düzenlemeleriyle çok sayıda unutulmaz esere imza atmıştır. Türk pop müziğinde melodik zenginliği ve güçlü armoni bilgisiyle tanınır; onun besteleri, duygusal derinliği olan "hit" şarkıların temelini oluşturmuştur. Aranjörlük Dehası: Sadece beste yapmakla kalmamış, aynı zamanda diğer sanatçıların eserlerine yaptığı düzenlemelerle o dönemki popüler müziğin sound'unu belirleyen isimlerden biri olmuştur. Kültürel Birikim: İstanbul'un çok kültürlü dokusunu müziğine yansıtmış, farklı müzikal formları kendi üslubuyla harmanlayarak dinleyiciye sunmuştur. Yıllar içerisinde genç müzisyenlere yol göstermiş, edindiği teknik ve teorik birikimi bir rehber gibi yeni kuşaklara aktarmıştır. Klasik müzik eğitimi ve birikimini, modern pop müziğin dinamikleriyle birleştirerek eserlerinde özgün bir denge kurmuştur. Zanaatkar Titizliği: Bir besteyi oluştururken her nota üzerinde ayrı ayrı duran, teknik mükemmeliyetçiliği elden bırakmayan bir zanaatkar titizliğine sahiptir. İstanbul'un hem eski hem de yeni halini notalarında yaşatan Taşkan, şehrin müzikal hafızasının en kıymetli temsilcilerinden biri olmaya devam etmektedir.

Süleyman Saim Tekcan, sadece bir ressam değil, aynı zamanda gravür sanatının Türkiye'deki en önemli temsilcilerinden ve öğreticilerinden biridir. At Figürünün Efendisi: Sanat pratiğinde "at" figürü merkezdedir; atları hem mitolojik bir öğe hem de estetik bir form olarak ele alarak eserlerinde ölümsüzleştirmiştir. Uzun yıllar sanat eğitimi alanında akademisyen olarak görev yapmış, pek çok genç sanatçının yetişmesine rehberlik etmiştir. Gravür sanatının teknik derinliğini Türkiye'de yerleştirmiş, bu disiplinin sanatsal bir ifade biçimi olarak gelişmesine öncülük etmiştir. Eserlerinde Türk sanatının kadim değerlerini, tarihsel sembolleri ve estetik mirasını çağdaş bir dille yeniden yorumlayan Tekcan, sanatın sadece üretilmesiyle değil, korunmasıyla da ilgilenerek, İstanbul'da sanat müzeleri ve galerileri kurarak sanatsal bir ekosistem oluşturmuştur. Çalışmalarında, özellikle gravür ve resim tekniklerinde, zanaatkar titizliğiyle hareket eder; her detay sanatçının estetik vizyonunu yansıtır. Teknik mükemmeliyetciliğinin yanı sıra yerel sembolleri (at, Anadolu motifleri vb.) evrensel bir sanat diliyle birleştirerek eserlerinin küresel ölçekte anlaşılmasını sağlamıştır. Süleyman Saim Tekcan, sanatın sadece galerilerde sergilenen yönüyle değil, atölye aşaması, malzeme bilgisi ve üretim süreciyle de eserlerini en üst seviyeye çıkaran bir sanatçıdır. Şehrin Hafızası: İstanbul'un sanat hayatının yaşayan çınarlarından biri olarak, şehrin sanatsal hafızasına sahip çıkmakta ve bu hafızayı geliştirmeye devam etmektedir.

1966’da Batman’da doğan Ahmet Güneştekin, çocuk yaşlarda başladığı sanat yolculuğunu çağdaş sanatın farklı disiplinlerinde sürdüren önemli bir sanatçıdır. Resim, heykel ve enstalasyonlarında Anadolu ve Mezopotamya’nın mitlerinden, efsanelerinden ve kültürel hafızasından beslenir. 1984’te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne giren Güneştekin, eğitimini yarıda bırakarak Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. 1997’de Beyoğlu’nda kendi atölyesini kurdu; 2003’te AKM’de açtığı "Karanlıktan Sonra Renkler” sergisiyle geniş bir sanat çevresinin dikkatini çekti. Televizyon ve belgesel çalışmalarına da imza atan Güneştekin, 2005’te TRT için "Güneşin İzinde” belgesel serisini hazırladı. 2008’de “Ustalarla Güneşin İzinde” projesiyle Anadolu’daki tarihi mekânları çağdaş sanatla buluşturdu. Uluslararası sergileri ve önemli koleksiyonlarda yer alan eserleriyle Türkiye çağdaş sanatının öne çıkan isimlerinden biri olan Güneştekin, çalışmalarını İstanbul’daki atölyesinde sürdürmektedir.

Oyuncakların Şairi: Sunay Akın, dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla kurduğu müzelerle, tarihe ve insanlığa çocukluğun o saf ve meraklı bakış açısıyla yaklaşır. Anlatının Ustası: Bir sahne sanatçısı ve yazar olarak, olayları ve nesneleri birbirine bağlayarak kurduğu hikayeleriyle, dinleyicilerini zamanlar arasında bir yolculuğa çıkarır. Şehrin Detaycısı: İstanbul'un sokaklarında, binaların cephelerinde veya unutulmuş bir mektubun satır aralarında, kimsenin fark etmediği o küçük ama kıymetli detayları yakalayıp gün yüzüne çıkarır. Tarih ve Şiir Buluşması: Şiirsel dilini, tarihsel verilerle birleştirerek geçmişin tozlu raflarında kalan yaşanmışlıkları, bugünün insanına yepyeni bir bakış açısıyla anlatır. Kültürel Bir Kütüphaneci: O, sadece kendi kitaplarını yazan bir yazar değil, aynı zamanda şehrin kültürel hafızasını korumaya çalışan bir kütüphaneci ve arşivcidir. Merakın Elçisi: İnsanın içine düştüğü o rutin hayatın içinde, merak duygusunu ve "neden" sorusunu canlı tutarak, öğrenmeyi bir macera haline getirir. Sahne ve Söz: Moderatörlük ve sahne performanslarında, kelimeleri bir kuyumcu titizliğiyle işleyerek, izleyiciyi hem güldüren hem de derin düşüncelere sevk eden bir atmosfer yaratır. Geçmişin Zarafeti: Modern zamanların hızlı temposuna inat, geçmişin naifliğini ve incelikli yaşam tarzını eserlerinde bir rehber gibi kullanır. Kelimelerle Resim Yapmak: Yazdığı her metinde, okuyucunun zihninde adeta filmler kurgulayan görsel bir anlatım dili kullanır; bu da onun edebi tarzının en belirgin özelliğidir.

HAFTA SONU REHBERİ

Gemini_Generated_Image_kytpwakytpwakytp_edited.jpg

İSTANBUL: İki Kıtada Zaman Yolculuğu * 1. Gün: Sultanahmet Meydanı, Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nı gezip Mısır Çarşısı’na inin. Akşam Karaköy'de balık-ekmek yiyin. * 2. Gün: Vapurla Kadıköy'e geçin, Moda’da yürüyün. Öğleden sonra Kuzguncuk’un cumbalı evlerinde kahve için. * Gastronomi: Tarihi Sultanahmet Köftesi (piyaz ile). * Fotoğraf: Kuzguncuk sokakları ve Galata Köprüsü. * Pratik: İstanbulkart şart. İlkbahar ve sonbahar ziyareti en iyisidir; kat kat giyinin. ☕ İstanbul’un En İyi Kahvaltı Durakları 1. Boğaz Hattı (Manzaralı ve Klasik) * Namlı Gurme (Karaköy): Şehrin en köklü şarküterilerinden biridir. Peynir, zeytin ve pastırma çeşitlerini vitrinden seçip kendi tabağınızı oluşturursunuz. Pazar günü biraz kalabalık olabilir, erken saatte gidin. * Müze Gazhane (Hasanpaşa): Tarihi bir endüstriyel alandan dönüştürülen bu mekanda, hem tarihi atmosferi soluyabilir hem de modern bir kahvaltı yapabilirsiniz. 2. Tarihi Yarımada & Şehir Merkezi (Atmosferik) * Hafiz Mustafa 1864 (Sultanahmet/Sirkeci): Geleneksel bir Osmanlı kahvaltısı arıyorsanız burası doğru adres. Bal-kaymak ikilisi ve ev yapımı reçelleri ile ünlüdür. * Saray Muhallebicisi (Beyoğlu): Klasik bir İstanbul kahvaltısı için idealdir. Tavukgöğsü ve kazandibi ile ünlü olsa da, peynir çeşitleri ve sıcak poğaçaları oldukça başarılıdır. 3. Anadolu Yakası (Semt ve Keyif) * Çakmak Kahvaltı Salonu (Beşiktaş/Kadıköy hattında benzerleri): "Kaymak-bal" üzerine uzmanlaşmışlardır. Sade, hızlı ve lezzetli bir İstanbul kahvaltısı için en iyi seçenektir. * Moda Van Kahvaltı Evi (Moda): Eğer gerçek bir "Van Kahvaltısı" (murtuga, kavut, otlu peynir) istiyorsanız burası bir klasiktir. Moda’nın ara sokaklarında, samimi ve bol çeşitli bir sofra sizi bekler. 4. Kuzguncuk (Masalsı ve Huzurlu) * Metet Közde Döner (Kahvaltısı da meşhurdur): Kuzguncuk’ta yürüyüşe çıkmadan önce buranın zengin serpme kahvaltısını deneyebilirsiniz. * İsmet Baba’nın Yanındaki Küçük Kafeler: Kuzguncuk sahilinde, vapur sesleri eşliğinde, sadece taze demlenmiş çay ve güzel bir simit ile yapacağınız kahvaltı, lüks bir sofradan daha çok keyif verebilir. 💡 Kahvaltı Gurmesi Olmak İçin 3 İpucu 1. "Serpme" Değil, "Seçme": İstanbul'da her yerde "serpme kahvaltı" bulabilirsiniz ama gerçek İstanbul usulü, kendi istediğiniz peyniri ve zeytini seçip tabağınızı oluşturmaktır. 2. Sokak Lezzetlerini İhmal Etme: Bir sabahınızı sadece bir İstanbul Simidi ve taze bir beyaz peynir ile sahilde kahvaltı yaparak geçirmek, aslında en "İstanbul" deneyimlerinden biridir. 3. Çay Kültürü: Kahvaltının yanına "tavşan kanı" demli bir çay istemeyi unutmayın; İstanbul’da kahvaltı çaysız asla tamamlanmaz. Editörün Seçimi: Eğer vaktiniz kısıtlıysa; 1. gün Karaköy Namlı Gurme’de hızlı ve kaliteli bir başlangıç, 2. gün ise Moda'da uzun ve keyifli bir kahvaltı ile rotanızı taçlandırın.

Gemini_Generated_Image_5u27b5u27b5u27b5.png

KUZEYİN ZARİF ŞEHRİ * 48 Saatlik Plan: * 1. Gün: Gamla Stan'ın labirent sokaklarında kaybolun. Nobel Müzesi’ni ziyaret edin. * 2. Gün: Vasa Müzesi’ni görün, Djurgarden adasında doğa yürüyüşü yapın. * Gastronomi: Köttbullar (İsveç köftesi) ve Toast Skagen. * Fotoğraf: Stortorget Meydanı'ndaki renkli evler. * Pratik: SL uygulaması ile bilet alın. Yazın deniz girilir. Kışın termal içliksiz dışarı çıkmayın. Benden söylemesi! İsveç’te Tip C ve F prizler kullanılır, Türkiye ile uyumludur ancak yanınızda çoklu priz bulundurmak oteldeki tek priz sorununu çözer. Su Geçirmez Çanta Kılıfı/Cüzdan ve Rahat ve Su Geçirmez Ayakkabı: Stockholm bir adalar şehri olduğu için ani yağmurlara hazırlıklı olmakta fayda var. Gamla Stan'ın tarihi Arnavut kaldırımlı sokaklarında çok yürüyeceksiniz; ayağınızı yormayacak, su almayan bir model hayat kurtarır. Katmanlı Giyim: İsveç'te hava bir saat içinde bile değişebilir. "Soğan kabuğu" yöntemiyle (tişört, hafif kazak, yağmurluk/rüzgarlık) giyinmek en doğrusudur. Gün Işığı Faktörü: Yaz aylarında gidiyorsanız "beyaz geceler" nedeniyle gece yarısı bile hava aydınlık olabilir; kaliteli bir uyku bandı yanınıza almayı unutmayın. Nakit Durumu: İsveç neredeyse tamamen "nakitsiz" (cashless) bir toplumdur. Sokak başındaki en küçük bir kahvecide bile sadece kart geçmektedir. Yanınızda nakit taşımanıza gerek yok, temassız özellikli banka veya kredi kartınızın olduğundan emin olun. İçme Suyu: Musluk suyu dünyanın en temiz sularından biridir. Yanınızda boş bir matara taşıyın ve her yerden doldurup için; hem bütçenizi korur hem de plastik tüketimini azaltırsınız. Fika Molası: İsveç kültürünün vazgeçilmezi "Fika"dır. Sadece bir kahve molası değil, sosyal bir ritüeldir. Yanında mutlaka tarçınlı çörek (Kanelbulle) yemeyi ihmal etmeyin. Müze İpuçları: Stockholm'deki müzelerin çoğu pazartesi günleri kapalı olabilir veya çalışma saatleri değişebilir. Gitmeden önce müzelerin web sitelerinden güncel saatleri mutlaka kontrol edin. Djurgarden Ulaşımı: Adalar arası geçişte mutlaka tekne (feribot) kullanmayı deneyin. Hem toplu taşıma kartınız (SL uygulaması) geçerlidir hem de şehri denizden görmek bambaşka bir bakış açısı sunar. Alkol: İsveç'te alkol satışı "Systembolaget" adlı devlet tekelindeki mağazalardan yapılır ve saatleri oldukça kısıtlıdır. Marketlerde sadece çok düşük alkollü içecekler bulabilirsiniz.

48 SAATTE ÜSKÜP 🕐 1. GÜN – CUMARTESİ | TAŞ KÖPRÜDEN ESKİ ÇARŞI’YA 10:00 – Şehre varış & Makedonya Meydanı Üsküp’e adım attığında seni ilk karşılayan şey devasa heykeller ve geniş bir meydan. Burada kısa bir kahve molasıyla güne başla. 11:30 – Taş Köprü üzerinden Eski Çarşı Vardar Nehri’ni geçip Taş Köprü’ye adım attığında zaman değişir. Bir taraf modern Üsküp, diğer taraf Osmanlı’dan kalan Eski Çarşı. 12:00 – Eski Çarşı keşfi Dar sokaklar, bakırcılar, kahveciler… Mustafa Paşa Camii Kurşunlu Han Geleneksel kahve molası Üsküp'te amaç gezmek değil, kaybolmak. 15:00 – Öğle yemeği & dinlenme Çarşı içinde geleneksel bir öğle yemeği (ızgara + yoğurt) Yoğurt kültürü çok güçlü ve özellikle kullandıkları yoğurt aslında kaymak. 17:00 – Kale manzarası Üsküp Kalesi’ne çık. Şehir tek kareye sığar: eski şehir + yeni şehir + nehir ve pek çok anı. 20:00 – Vardar kıyısı akşamı Akşam saatlerinde nehir kenarı canlanır. Kahve keyfi, hafif müzik, sakin sohbetler... 🕐 2. GÜN – PAZAR | DOĞA & PANORAMA 09:30 – Vodno Dağı (teleferik) + dev haç Güne yukarıdan başla. Şehrin üstten görünümü en net burada. 12:00 – Matka Kanyonu (opsiyonel ama önerilir) Şehirden 30–40 dakika uzaklıkta bambaşka bir dünya: Tekne turu Mağaralar Su sesi eşliğinde sessizlik 16:00 – Son şehir yürüyüşü Dönüşte Eski Çarşı’da son bir tur ve kahve. 19:00 – Kapanış Üsküp sana “gürültü değil, ritim” bırakır. NOT: Eski çarşıda mutlaka acıbadem ve gofret içinde özel karışımlı tatlılardan yemelisiniz. Köfteyi de mutlaka yine eski çarşıda yemelisiniz. Hediyelik olarak incil alma hevesine kapılmayın onun yerine Ohrid'e gidin ve oradan alın. Döviz büroları da yine burada. Otogar da çok uzak sayılmaz, rahatlıkla yakın şehirlere gidebilirsiniz. Tax free yok ama pek çok yabancı markayı uyguna bulabilirsiniz. Jumbo'yu bile :)

Gemini_Generated_Image_ma8e8sma8e8sma8e.png

ATİNA: AKDENİZ ENERJİSİ 🕐 1. GÜN – CUMARTESİ | AKROPOLİS VE TARİHİN ZİRVESİ 09:30 – Akropolis’e çıkış Güne doğrudan tarihin tepesinden başla ki enerjin yerine gelsin. Parthenon sadece bir yapı değil, şehirle konuşan bir hafıza. Bu yüzden taşları dinle, sana çok şey anlatacaklar... 12:00 – Akropolis Müzesi Tepeden inerken çevreni, insanları, doğayı izle. Senin geçtiğin yollardan kim bilir hangi filozoflar geçti bir düşün. 13:30 – Plaka sokakları Beyaz evler, dar sokaklar, küçük tavernalar. Bretos'a akşam mutlaka uğra, not al belki de önceden yerini öğrenirsin. 16:00 – Anafiotika keşfi Atina’nın içinde küçük bir ada köyü hissi. Güzel fotoğraflar çekebilirsin. 19:30 – Monastiraki & rooftop akşamı keyifli olabilir. Gün batımı Atina’da mutlaka bir çatı katında izlenir. Ya da tekrar Aksopolis'e dönmek istersen neden olmasın! 🕐 2. GÜN – PAZAR | DENİZ VE ŞEHİR DIŞI 09:30 – Sounion yolculuğu Şehirden uzaklaştıkça Ege başlar. 11:30 – Poseidon Tapınağı Uçurum kenarında antik bir yapı ve sonsuz deniz. 17:00 – Atina’ya dönüş Şehir tekrar seni içine alır. Alışverişi unutma! 19:30 – Son gece yürüyüşü Plaka ya da Monastiraki’de keyifli bir kapanış. Alman gerekenleri mutlaka al ve unutma metro, tramvay her yere gidiyor. Havaalanı için yine metroyu kullan, süresi ortalama 50-60 dk arasında.

Adsız tasarım (73).png

TARİHİN VE LEZZETİN İZİNDE Mardin, Türkiye’de bir şehri gezmekten çok bir hikâyenin içine girdiğinizi hissettiren yerlerden biridir. Sarı kalker taşından yapılmış evleri, dar sokakları, Süryani mirası, medreseleri, manastırları ve Mezopotamya Ovası’na açılan manzarasıyla Mardin, özellikle hafta sonu kaçamağı için önerebileceğim rotalardan. Eğer sadece iki gününüz varsa, tarihin izinde kaybolmak istiyorsanız, şehri acele etmeden keşfetmek için en iyi yöntem; Eski Mardin'i, Deyrulzafaran'ı, Dara ve Midyat'ı gezin derim. TAŞ SOKAKLARIYLA ESKİ MARDİN Güne Mardin kahvaltısıyla başlayın, birbirinden lezzetli enfes kahvaltılıklarını tadın. Bu güzel kahvaltı Mardin’in yavaş ritmine uyum sağlamak için iyi bir başlangıç olacak bence. Sonrasında rotanızı Eski Mardin'e çevirin. Sokaklarında yürüyün, merdivenlerinde oturun, güneşin teninizi ısıtmasına izin verin. Abbaralar, taş evler, kemerli geçişler, dar sokaklar ve merdivenler arasında yürürken şehrin neden açık hava müzesi olarak anıldığını daha iyi anlayacaksınız. Mardin Ulu Camii, Zinciriye Medresesi, Kasımiye Medresesi ve Mardin Çarşılarını sırasıyla gezin... Özellikle Mardin Ulu Camii, şehrin simge yapılarından biridir. Zinciriye Medresesi de bir o kadar önemli yapılardandır. Burada mimari detaylara özellikle dikkat edin: taş işçiliği, avlu düzeni, kemerler ve perspektif. Fotoğraf ve video açısından da Eski Mardin'in en güçlü noktalarından biri burasıdır. Ben olsam öğleden sonramı çarşılara ayırırdım. Telkari, sabun, baharat, kahve ve yöresel ürünler arasında zaman geçirin, dolaşın. Mardin'i yalnızca tarihi yapılarıyla değil, bugün yaşayan zanaat kültürüyle de tanımaya çalışın. Günün ikinci önemli mimari durağı ise, Kasımiye Medresesi. Avlusu, havuz sistemi ve taş mimarisiyle Mardin'in en karakteristik yapılarından biri. Bence buradan sonra biraz yavaşlayın. Mardin'de yapılacak en iyi şeylerden biri bazen uçsuz bucaksız toprak rengi manzarayı hiçbir şey yapmadan izlemektir. Mardin'in en unutulmaz anlarından biri de gün batımıdır. Seyretmeden dönmeyin. Sabunlar telkariler derken mutlaka Süryani şarabını tadın. Süryani mutfağından yöresel lezzetlere de elbette şans tanıyın. Akşam yemeğinde Mardin mutfağını deneyin. Menüde de mümkünse aşağıdaki lezzetler olsun. * Kaburga dolması * İkbebet * Sembusek * Kibe * Mardin usulü içli köfte * Harire * Süryani çöreği Mardin mutfağının en önemli özelliği, farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada oluşturduğu mutfak mirasının izlerini taşımasıdır, bu da bize dünden bugüne Anadolu'nun lezzettini sunuyor. Gelelim bir diğer önemli tarihi mekana: Deyrulzafaran Manastırı. İkinci güne şehir merkezinin biraz dışına çıkarak başlayın. Deyrulzafaran Manastırı, Mardin çevresindeki en önemli kültürel ve dini miras noktalarından biri. Burayı yalnızca bir dini yapı olarak değil, bölgenin çok katmanlı tarihinin bir parçası olarak düşünün. Taş mimarisi, avluları ve manastırın çevresindeki manzara görülmeye değer. Sırada Dara Antik Kenti var. Mardin'in yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda bulunan Dara, antik dönemin önemli yerleşimlerinden biri. Kayalara oyulmuş yapıları, sarnıçları, nekropol alanları ve etkileyici kalıntılarıyla Mardin gezisini yalnızca Orta Çağ'a değil, çok daha eski dönemlere taşıyor. Burada birkaç saat ayırmak iyi fikir. Öğleden sonra rotayı Midyat'a çevirin. Midyat, taş konakları, tarihi sokakları ve telkari geleneğiyle Mardin bölgesinin karakteristik duraklarından. Eski Midyat'ta yürüyün. Taş konakların cephelerine, kapılarına ve süslemelerine özellikle dikkat edin. Mardin ve Midyat'ın ortak özelliği olan yerel taş mimarisi, burada daha konak merkezli bir şehir dokusu içinde karşınıza çıkacak. Bir de telkari... Midyat'ın en önemli zanaatlarından biridir telkari. Gümüşün ince teller hâline getirilerek işlendiği bu geleneksel zanaatı bir atölyede görmek, hediyelik eşya satın almaktan çok daha anlamlı bir deneyim. Hafta sonunu acele etmeden bir Mardin kahvesi veya Süryani kahvesi ile tamamlayın. Bir hafta sonuna sığdırılabilecek en güzel şey belki de Mardin'in bütün tarihini öğrenmek değil; taş duvarların arasında biraz kaybolmak.

WhatsApp Image 2026-06-03 at 01.02_edited.jpg

Diyarbakır, binlerce yıllık tarihi, Suriçi’nin eşsiz atmosferi, köklü kültürü ve dünyaca ünlü mutfağıyla hafta sonu kaçamağı için harika bir rota. Diyarbakır Hafta Sonu Rehberi: İlk gününüzü Diyarbakır’ın kalbi sayılan Suriçi’ne ve tarihi miraslarına ayırabilirsiniz. Suriçi’ndeki yapıların çoğu birbirine yürüme mesafesindedir. 🌅 Sabah Ciğer yemeyi deneyin derim. Diyarbakır’da güne ciğerle başlanabilir! Tarihi Suriçi sokaklarındaki ciğercilerde taze ciğer kebap ile güne enerjik bir başlangıç yapın. Ciğerin ardından Anadolu’nun en eski camilerinden biri ve İslam aleminin 5. Harem-i Şerif’i olarak kabul edilen Ulu Camii’yi ziyaret edin. Avlusundaki taş işçiliği ve güneş saati dikkat çekici, görülmeye değer. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ne de uğrayabilirsiniz. Ulu Camii’nin hemen arkasında yer alan, geleneksel Diyarbakır ev mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu evi gezin. ☀️ Öğlen ise hanları, kiliseleri gezip ardından keyifli bir kahve molası verin. Bir de Hasan Paşa Hanı mutlaka listenizde olsun. 16. yüzyıldan kalma bu tarihi handa mola verin. Tarihi atmosferde Menengiç kahvesi veya dibek kahvesi içip dinlenebilirsiniz. Dört Ayaklı Minare & Şeyh Mutahhar Camii de yine listenizde olması gereken tarihi mekanlar. Dört sütun üzerine inşa edilmiş dünyadaki tek minare olan Dört Ayaklı Minare’yi görün. Altından 7 kez geçenin dileğinin kabul olacağına dair yerel bir inanış vardır. Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi / Surp Giragos Ermeni Kilisesi de aynı şekilde bir diğer önemli tarihi nokta. Bölgenin çok kültürlü mirasını yansıtan bu tarihi ibadethaneleri ziyaret edin. 🌆 Akşamüstü itibari ile tarihi surları gezin, manzarayı seyredin ve akşam yemeği için içkaleye uğrayın. Amida Höyük’ün de yer aldığı İçkale bölgesi ilginizi bence çekecek. Diyarbakır Müzesi, Saint George Kilisesi ve Artuklu Sarayı kalıntılarını da göz atın mutlaka. Tarihi Surlar ve Keçi Burcu'nun da önemine kısacık da olsa değinelim. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Diyarbakır Surları’nın en geniş burçlarından biri olan Keçi Burcu’na çıkarak şehri panoramik olarak seyredin. Akşam yemeğinde Meftune, Kaburga Dolması veya Fırın Tava tadabilirsiniz. Fırıncı Erdal veya Nasır Usta yerel lezzetler için ideal tercihlerdir. 2. Güne geldik bile. Dicle Nehri, Hevsel Bahçeleri ve Kültür İkinci günde doğa, nehir manzaraları ve Diyarbakır'ın edebiyat/kültür durakları ön planda. 🌅 Sabah, Hevsel Bahçeleri & On Gözlü Köprü On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü): Güne Dicle Nehri kıyısında başlayın. 11. yüzyıldan kalma tarihi On Gözlü Köprü üzerinde yürüyüş yapın. Köprü Kenarında Kahvaltı: Dicle Nehri’ne ve UNESCO mirası Hevsel Bahçeleri’ne karşı serpme Diyarbakır kahvaltısı yapın (Örgü peyniri, otlu çökelek, kavurmalı yumurta ve taze pide eşliğinde). ☀️ Öğlen ise, edebiyat ve sanat durakları; Ahmed Arif Müze Edebiyat Müze Kütüphanesini gezin. Ünlü şair Ahmed Arif’in kişisel eşyalarının ve el yazmalarının sergilendiği tarihi Diyarbakır konağını ziyaret edin. Dengbêj Evi (Mala Dengbêjan): Diyarbakır kültürünün en önemli unsurlarından biri olan, ozanlık geleneğini sürdüren Dengbêjlerin sözlü edebiyat dinletilerine denk gelebilirsiniz. Çayınızı yudumlarken bu benzersiz akustik deneyimi yaşayın. 🌆 Akşamüstü ise alışverişe zaman ayırın ve dönüş yoluna artık çıkabilirsiniz. Tarihi Kuyumcular ve Bakırcılar Çarşısına da uğrayın demeyi unuttum, bakır hediyeliklere göz atın. Sevdiklerinize hediyelik almak için Suriçi’ndeki çarşıları gezin. Diyarbakır burmasını (hasır bilezik), bakır el işlemelerini, örgü peynirini ve çitleği hediye alternatifleri olarak düşünebilirsiniz. Kapanış Molasını da unutmayalım. Kadayıfçı Saim Usta veya Kadayıfçı Sıtkı Usta’da meşhur fıstıklı/cevizli burma kadayıf yiyerek seyahatinizi tatlı bir sonla bitirin.

ŞEHRİN KÜTÜPHANESİ

MEKANLAR & AZICIK GURME

TREND MYTH İŞTİRAKİDİR

 

Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. Ahenk Han İş Merkezi No: 29 / 1 İç Kapı No: 219 Fatih / İstanbul 

SEA LIFE (19).png
SEA LIFE (20).png

Site içeriği izinsiz kopyalanamaz ve yayımlanamaz. Yasal uyarıdır. © Copyright TREND MYTH adına Serli Seta Nişanyan'a aittir.

Ayrıcalıklı Haber ve Duyuruları Almak İçin Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz!

bottom of page